İnsan-Çevre-Mikrop Etkileşimi

Cildimizdeki bakteriler ve çevremizdeki bakteriler ile aramızda gerçekleşen dinamik iletişime bağlı olarak, evimizdeki, ofisimizdeki hatta şehrimizdeki mikrobik ekolojiyi şekillendiriyoruz. Çevremizdeki mikrobik ekolojinin nasıl kurulduğu ve zamanla nasıl değiştiğini incelemek benim temel merak konularımdan birisi haline geldi.

Bu yazıda nelerden bahsediliyor?

  • Mikrobiyom ve Dedektiflik
  • Hangisi daha fazla bilgi içerir? Mikrobiyom mu DNA mı?
  • İki alakasız mesleğin işbirliği: Mimarlar ve Biyologlar!
  • Ortam Mikrobiyomu ve İnsan Psikolojisi-Sağlığı

fprensic

Mikrobiyom ile Dedektiflik yapılır mı?

“Bir kişi her saatte ortalama 1.5 milyon cilt hücresi ve 15 milyon bakteri saçıyor.”

Literatürdeki çalışmalara bakalım:

  • Kişilerin klavye ve telefon gibi kullandıkları aletler üzerine cilt mikrobiyomunu bıraktıkları ve kimin hangi bilgisayarı veya telefonu kullandığı aletler üzerindeki mikrobiyomdan tahmin edilebileceği görüldü.
  • Bir hayvan öldüğü zaman üzerindeki mikrobiyomun yapısı dramatik bir şekilde değiştiği, fakat bu değişimin tahmin edilebilir bir seviyede olduğu görüldü. Bu da şu demek oluyor: ölmüş bir kişinin mikrobiyomuna bakarak, bu kişinin daha önce nerelerde olduğunun tahmini çevresel mikrobiyomlar ile karşılaştırılarak yapılabilir.
  • Evin mikrobiyomunun büyük oranda evin içinde yaşayan insanların mikrobiyomundan oluşturduğu görüldü.
  • Değişen coğrafya ile mikrobik toplulukların farklılaştığı görüldü.
  • 2015’de yayınlanmış bir çalışmada iki kişinin ayakkabılarından alınan mikrobiyom örnekleri ile kişilerin dolaştığı yerleri tahmin etmeye çalışılıyor. Farklı lokasyonlarda gerçekleşen üç konferansta, kişilerin ayakkabılarından ve konferansın gerçekleştiği zeminden zaman içinde örnekler alınmış ve incelenmiş. Sonuçlar şöyle: 1) Mikrobiyom toplulukları, yüzey tipine, yüzeyle temas eden kişiye ve coğrafi bölgeye göre farklılık göstermektedir. 2) Kişilerin hangi konferans salonunda bulunduğu ayakkabılarından elde edilen mikrobiyomdan tahmin etmek mümkün olmuş iken, çabuk değişen yüzey mikrobiyomu nedeniyle kişilerin nerelerde dolaştıklarını tahmin etmek güç olmuştur.

Mikrobiyom çalışmalarının ünlülerinden Jack Gilbert bir açıklamasında der ki: “pantolonunuz tıpkı sizin bakterilerinizi süzen bir süzgeç gibi.. Siz bir sandalyeye oturur oturmaz oraya bakterileriniz saçıyorsunuz ve başka birisi oturana kadar da onlar orada kalıyorlar. Herkesin mikrobiyomu kişiye özel. Aynı yumurta ikizlerinin mikrobiyomu bile birbirine benzemiyor. Bunun böyle olmasının bir nedeni insan mikrobiyomunun kişinin genom ve bağışıklık sistemi tarafından belirleniyor olması. Bir parça saçın taşıdığı bilgi ne ki, mikrobiyom aşırı derecede fazla bilgi içermekte. Mikrobiyomdan kişinin kadın veya erkek olduğu, sigara kullanıp kullanmadığı, nerede yaşadığı, gibi bilgiler de çıkarılabilir.”

 

Yine literatürdeki çalışmalardan

  • Bir kurgu deneyde eve hırsızlığa giren iki kişi hakkında, ortam mikrobiyomu incelenerek birinin bir haftada en az 10 kez alkollü içecek kullandığı ve diğerinin migren ilacı kullandığı tespit edilebilmiş.
  • Çin’de yapılan bir araştırmada, şehirde, şehir dışında ve kırsalda yaşayan insanların mikrobiyomlarında büyük farklılıklar görülmüş.

Bu çalışmaların yanı sıra biyologlar ve tasarımcılar çevresel mikrobiyom konusu altında ortak işbirliği kurmaya başladılar. İnsanlar yaşamlarının büyük çoğunluğunu kapalı ortamlarda geçiriyor ve her kapalı ortam da dışarıdan oldukça farklı, birçok bakteriyel çeşitliliği barındıran bir eko sisteme sahip. Avustralya’da yapılan bir araştırmada insanlar zamanlarının sadece %10’unu dışarıda geçirdiği ortaya çıkmış ki bu genel olarak tüm gelişmiş ülkelerde aynı seviyede. Ofislerimizin, evlerimizin mimari tasarımı ortam mikrobiyomunu etkilediğine dair de çalışmalar yapılmakta.

mobe

 “Biz binaları şekillendiriyoruz, binalar da bizi” Winston Churchill

İnsan mikrobiyomunun hem psikolojik hemde fiziksel olarak sağlıklı yaşam için etkili olabileceği tartışılıyor. İnsan mikrobiyomdaki bozulmaların psikiyatrik rahatsızlıklara sebep olabileceğine dair iddialar var bilim dünyasında. Çevresel mikrobiyomla da devamlı etkileşim halinde olan insanlar acaba hangi yönlerden çevresel mikrobiyomdan etkilendiği araştırma soruları arasında. Örneğin, evcil hayvanlarla birlikte büyüyen çocuklarda daha az sıklıkla alerji durumları göründüğü bulunmuş. Yeşil ortamların mental sağlık üzerinde pozitif etkisi olduğunu bilinmekte. Yeşil ortamlardaki mikrobiyomun bunda etkisi olabilir mi?

Yüksek gelirli ülkelerdeki kronik hastalıkların fazlalığı dikkat çekici. Buna etki edenin belki de yüksek gelirli ülkelerdeki temizlik hastalığı olabilir mi? Ayrım yapılmaksızın çevremizdeki mikropların temizlenmesi belki de yararımıza olan bir şey olmadığına dair izlenimler edinmeye başlandı bilim dünyası.

Bir ortamdaki mikrobiyom çeşitliliğini ortamdaki insanların belirlediği bulunmuş. Bunun yanında coğrafi konum, mevsim ve mimari yapı da kapalı ortamlardaki mikrobiyom yapısı üzerinde etkili imiş. Özellikle havalandırma sisteminin çalışma yapısının içerideki mikrobik toplulukları belirlemede önemli olduğu görülmüş.

İnsan, hava dolaşımı ve mimari yapı kapalı ortamların mikrobiyom yapısında etkilidir.

Belki de ileride “kapalı alan mikrobiyomu tasarımı” ile insan mikrobiyomunu iyi yönde yani insan sağlığını iyi etkileyecek şekilde tasarımlar söz konusu olacak.. Gelecekteki ilginç işlerden birisi bu olabilir belkide ..

Referanslar
https://microbiomejournal.biomedcentral.com/articles/10.1186/s40168-015-0082-9
http://www.gmanetwork.com/news/story/485810/scitech/science/in-forensics-microbiome-may-be-the-new-fingerprint
https://medium.com/gut-check/the-microbiome-of-built-environments-756f2ced4645#.vxmz56k9f

493 total views, no views today

Beyin mi Bağırsak mi

brainGutMısırlılar, mumyalama işlemlerinde mide, bağırsak, karaciğer gibi birçok organı korumaya alırlardı. Fakat beyin bunların arasında değildi. Mumyalama öncesinde beyni önce ezerler sonra burundan akıtıp dışarı atarlardı. Acaba bir bildikleri mi vardı Mısırlıların??

Bu yazıda nelerden bahsediliyor:

  • İkinci Beyin: Bağırsaklar
  • Mikrobiyom ve Hastalıklar
  • Yenidoğan Mikrobiyom çalışması ve Antibiyotik kullanımı
  • Probiyotikler

Vücudumuzda beyin kadar ağır, kim olduğumuzu belirlemede önemli olabilecek, şimdiye kadar fazla kaale alınmayan, hatta beyine de benzeyen, beyin kadar canlı başka bir organımız var: bağırsaklarımız. İlginç bir şekilde beyinde bulunan hormonların çoğu bağırsaklarda da mevcut, beyindeki nörotransmitter kadar bağırsakta da var.  Ayrıca bağırsaklarımızda ayrı da bir dünya var: mikroplar. Mikrobiyomumuz içimizde bir kalkan gibi bizi korur, yardımcı olur. Örneğin bazı yiyeceklerin sindirimi ile biz başa çıkamayız, mikroplarımız o işleri bizim için halleder, kolestrolün düşük seviyelerde kalmasını sağlar. Kısacası onlar bize biz de onlara muhtacız esasen ve son zamanlarda daha da fazla önemli hale geldi öyle ki ikinci beyin olarak nitelendiriliyor bağırsak mikrobiyomu.

Tıpkı fizikteki Netwon öğretisinden Einstein öğretisine geçişteki kırılım gibi, insan vücudunun algılanması ile ilgili yeni bir kırılım yaşanıyor.

Güzel yaz akşamlarında sivrisineklerin bazı insanları rahatsızlık verdiğini biliriz. Bunun nedeni cildimizdeki mikroplardan kaynaklıdır. Hayvanlar için kanıtlanmış olan ve mikroplarla ilişkili olduğu düşünülen ilginç bir şey de çiftleşme partnerinin seçimi imiş. Bende Rob Knight’ın yalancısıyım. İnsanlar için kanıtlanmamış henüz fakat şu elektrik var mı yok mu meselesi vücudumuzdaki mikroplarla ilişkili çıkarsa hiç şaşırmam.. Esra Erol’un programında bir deney yapılabilir belki :p

Şuanda mikroplar, bağırsak hastalıkları, kalp hastalıkları, kolon kanseri ve hatta obezite gibi hastalıklar ile bile ilişkilendirilmiştir. Kişilerin bağırsaklarındaki mikrop topluluğu incelenerek kişinin obez olup olmadığı %90 doğru tahmin edilebiliyor. Bu kişilerin DNA’sındaki benzerliğe bakılarak yalnız %60 doğru tahmin sağlanabiliyor.

Belki de vücudumuzdaki mikroplar, bazı sağlık durumlarında genomdaki her genden daha fazla önemli.

Obez bir kişiden ve normal bir kişiden alınan mikroplar normal farelere enjekte edilmiş, obez kişiden alınan mikropların enjekte edildiği fareler diğerlerinden daha şişman oldukları gözlenmiş. İlerde, obezite için kilo alma olayından koruyacak mikrobik toplulukları kullanarak bir aşı tasarlanabileceği düşünülüyor. Yine bir çalışmada ishal olan kişilere sağlıklı bireyden alınan mikroplar aktarıldığında hızlıca iyileşme gösteriyorlar.

Mikroplar hastalıkların tedavisinde kullanılabilecek yeni bir keşif.

Bilim dünyasının hedefleri arasında sağlıklı olma durumunun mikrobiyom haritası çıkarılması, bu haritada nerede bulunduğumuz ve nereden nereye nasıl gidilmesi gerektiğini de gösterebilecek bir “Mikrobiyom GPS” aracı oluşturabilmek.

Rob Knight ve ekibi oldukça ilginç bir çalışmaya imza atmışlar. Bir bebeğin mikrobik gelişimini incelemişler 2,5 yıl boyunca her hafta bebeğin dışkısından aldıkları örneklerle. Örneklerin, ilk zamanlarda vajinal ve cilt mikropları içerdiği, 2,5 yıl sonunda yetişkin birey dışkısı ile benzer mikrobik ortam oluşumu gözlemlemişler. Yalnız bebek antibiyotik aldığında mikrobik topluluklarda ani değişimler gözlenmiş.

Bir bebeğin ilk 6 ayında verilen antibiyotiğin, onun yaşamındaki sağlığı üzerinde derin etkiler bırakabilir.

Aşırı antibiyotik kullanımı mikrobiyom topluluklarının birçoğunu kırıp geçiriyor. Tek tük çok arada antibiyotik kullananlar için mikrobiyom çabuk toparlanabiliyor fakat hasta ve zayıf insanlar için öyle olmuyor. Antibiyotiğin yan etkisi olarak, ölümlere neden olan Clostriduim difficile adlı bir bakteri tarafından enfekte olabilirler.

Bu yıkıma çözüm olarak probiyotikler önerilebilir. Probiyotik, faydalı bakterilerdir ve yoğurt kefir de bol bulunur.

Kefir kendini iyi hissetme anlamına gelir ve Orta Asya ve Kafkaslarda yüzyıllardır tüketilen bir süt ürünüdür.

Ayrıca probiyotiklerin depresyon ve anksiyetede faydalı olduğu ortaya çıktı. Beyin ile bağırsak arasındaki etkileşimi yeniden tanımlama adına önemli . Mikropların memeli hayvanların davranışlarına bile etki edebileceği ile ilgili çalışmalar yapılmaya başlanmış.

 

Mikroplarınızla barışık kalın efendim..

Referanslar
http://www.haberturk.com/saglik/haber/687543-midenizde-ikinci-bir-beyin-var
http://www.gapskitap.com/bagirsak-beyin-iliskisi-1.html
http://www.hurriyet.com.tr/antibiyotiklerin-bebekler-uzerindeki-etkileri-24735914

Beyin – Bağırsak Bağlantısı

 

460 total views, no views today

İnsan Mikrobiyom Projesi

Bu yazıda nelerden bahsediliyor:

  • İnsan Mikrobiyom Projesi
  • Kişiye Özel Mikrobiyom
  • Mikrobiyom ve Hastalıklar ilgili Çalışmalar

2008’de ABD’de başlatılan İnsan Mikrobiyom Projesi 5 yıl süren ve 115 milyon dolara mal olmuş bir proje. Bu proje tıp dünyasına hastalıklara yaklaşım açısından yepyeni bir bakış açısı getirdi. Bir insanın, vücudunda 100 trilyon kadar mikroskobik canlıyla birlikte yaşadığı ortaya koyuldu. 250 insan üzerinde yapılan çalışmada, insan vücudundaki bazı noktalar belirlenerek orada yaşamını sürdüren tüm bakterilerin gen haritaları çıkarılmış, 5000’den fazla alınan örneklerde görülmüş ki, vücudumuzun farklı bölgeleri farklı mikrobik topluluklara sahip.

hmp

Yandaki resimde görülen her nokta, bir sağlıklı insanın belirlenen bölgesinden elde edilmiş mikrobiyom topluluğunu ifade ediyor. Renkler ise vücudun farklı bölgelerini (ağız içi, cilt, dışkı ve vajinal). Yani bir insanın ağzındaki mikroplar ile bağırsaklarındaki mikroplar tamamen farklı olabilirken, diğer bir insanla ağzındaki mikrobik topluluk benzerlik gösterebiliyor.

Her insanın kendine has DNA bilgisi vardır. Aslında her insan için DNA bilgisi %99 aynıdır. %1’lik farklılık insanlardaki farklılıkları yaratır. Fakat vücudumuzdaki mikrobik topluluklar için durum biraz farklıdır. Yanınızdaki kişi ile bağırsak bakterileriniz arasında sadece yaklaşık %10 benzerlik var olabiliyor. Dolayısıyla her insanın kendine özgü bir mikrop dünyası var biz bu dünyayı dokunduğumuz her yere de taşıyoruz. Bir çalışmada kişilerin kullandıkları bilgisayar faresi ve avuç içlerinden örnekler alınmış ve kimin hangi fareyi kullandığı %95 gibi yüksek bir oranda tahmin edilebilmiş. Bir kişiyle birlikte haftalar, aylar, yıllarca yaşasanız bile kendinize ait mikrobik dünyanızı koruyabiliyorsunuz.

İlk mikrobik topluluğumuzu, ilk doğarken elde ediyoruz. Normal doğan çocuklardaki mikrop topluluğu vajinal mikrobik topluluğa benzer iken, sezaryen ile doğan çocuklarda ciltteki mikrobik topluluğa benzer oluyor. Sezaryen ile doğan çocuklarda normal doğanlardan daha fazla görülen astım, alerji, obezite gibi birçok hastalık doğum anında değişmiş olan mikrobik topluluklardan kaynaklanabileceği araştırılmakta. Hatta son zamanlarda bilim insanları sezeryan ile doğan bebeklerin normal doğum sürecini yaşamadıkları için kaybettikleri mikrobik topluluğu yerine koyabilmek için, vajinal mikroplarla bir nevi mikrobik banyo yaptırılmasını uygun görüyorlar. (Kaynak)

Diyabet hastalığı nedir? Diyabet bir otoimmün hastalıktır. Vücut kendisi ile savaşıyor. Uzun yıllar diyabetin, bir bakteri tarafından vücudun insülin üreten hücreleri yok edecek şekilde immün sistemini etkilediğine inanıldı. Şimdi insan vücudunda yaşayan bakterilerin farkındalığı ile belki de diyabetin bu bakteriler arasındaki iletişim yanlışlığından kaynaklanabileceği yorumları yapılmaya başlandı.

Bağırsak bakterilerinin obezite ile ilişkisi de son zamanlarda araştırma konusu:  Genler bağırsak bakterilerini kontrol ederek kilomuzu kontrol edebilir

Genetik çalışmaların bakış açısı, genlerdeki farklılıkların direk hastalıklar ile ilişkilendirilmesi idi ki bazı hastalıklar için örneğin gögüs kanseri için BRCA geni bulundu. Şimdi biraz daha dolambaçlı bir yoldan, genlerdeki farklılıkların insan mikrobiyomunu etkileyerek hastalığa sebebiyet vermesi tartışılıyor.

Mikrobiyomu daha iyi , daha hızlı ve daha ucuza anlayabilecek hale gelmeliyiz diyor Rob Knight, Kaliforniya üniversitesinden. Mikrobiyom üzerine çalışan başlıca kişiler arasında (Knight Lab)

Rob Knight’ın Ted Talks’daki eğlenceli konuşmasını izlemenizi tavsiye ederim.

 

Mikroplarınızla barışık kalın efendim..

Referanslar
https://en.wikipedia.org/wiki/Human_Microbiome_Project

Genlerimiz Bağırsak Bakterilerini Kontrol Ederek Kilomuzu Kontrol Edebilir


https://knightlab.ucsd.edu/

http://www.nature.com/news/scientists-swab-c-section-babies-with-mothers-microbes-1.19275

 

1,671 total views, no views today

Mikroplarla İş-Birliği

“Haşin sevmek” diye bir şey vardır. Aslında bazen bir yaşam biçimi olduğunu düşünürüm.. Niyeyse daha samimi gelir bana diğer türlerden.. “ay canımm ciğerimli” konuşmalar daral getirir ruhuma belli bir müddetten sonra. Mesela “mikrop yaa” diyerek severim bazen, sıpa ve eşşek diye türevleri de mevcuttur. Garip biliyorum. Ama benim gibiler var diye düşünüyorum. Yalnız değilim biliyorum. Fazla “iyi” ortama alışkın olmamaktan mıdır nedir bilemiyorum malumunuz ortadoğu ülkesiyiz ya ondan yada ne bileyim bi çocukluğuma inip gelmem lazım sanırım bunun cevabı için. Neyse o yol uzun, buradan mikroplara yatay geçiş yapalım.

Bu yazıda nelerden bahsediliyor?

  • Mikrop ve Mikrobiyom nedir
  • Mikrobu ilk kim gördü
  • Biyoinformatikçiler ile ilişkisi
  • Mikrobiyom araştırılma trendi

mikMikrop deyince aklıma ilk gelen şey “ölsün mikroplar” reklamı. Hep öcü olarak gösterilen yeşil yaratıklar.. Halbuki onlar bizim hayat arkadaşlarımızmış ya. Birlikte yaşadığımız o kadar çok mikrop varmış ki ve onlarsız yaşayamacağımız da bir başka gerçek.. İnsan vücudunda var olan toplam hücrelerin 10 katı kadar mikropların var olduğunu biliyor muydunuz? 10 trilyon hücremiz var ise vücudumuzda, 100 trilyon kadar da mikrop hücresi var. Vücudumuzda 20.000 insan geni mevcut iken 2-20 milyon mikrop geni mevcut.

minicanZargan.com’da microbe kelimesi için İngilizce-Türkçe çevirisinde “minican” diye de bir kelimeye yer vermişler. Ne de sevimli değil mi  Dolayısıyla ölmesin mikroplar özellikle faydalı olanlar, yaşasın minicanlar!

llk bakteri 1675 de Hollandalı tuhafiyeci olan Antoni Van Leeuwenhoek tarafından görülmüş. 19 yy’ın sonlarında, doğal toprak ve sudan elde ederek mikropları, bakterileri geliştirecek laboratuvar teknikleri geliştilmiş. Şimdi de onları sadece gözlemek yerine onlarla çalışılabiliyor. 1950’lerde oksijenli ortamda üremeyen bakterileri çoğaltmak için bir teknik geliştirildi. 1980’lerde bakterileri artık üretmeye de gerek kalmadan genlerinden tanıyacak teknikler geliştirildi. Bir mikroplar dünyasıyla ilgili gen koleksiyonumuz oldu fakat %50 si şuan için bilinmiyor.

İşte vücudumuzun içini ve dışını kaplamış olan, dokunduğumuz her noktada var olan, havada, suda, toprakta, hatta uzayda imkansız koşullar artında bile yaşamlarını sürdürebilen mucizevi yaratıklar topluluğuna “mikrobiyom/mikrobiyota” diyoruz.

Mikrobiyomdan elde edilen genom bilgileri biyoinformatikçiler için muhteşem bir veri kaynağı oldu. Bilim adamları insan bağırsak mikrobiyomu içinde bazı bakterileri seçerek etkisiz hale veya etkili hale getirip bazı hastalıklar üzerindeki etkilerini değerlendirmeye başladılar. Bilişimcilerin mikrobiyologlar ile ortak çalışması sonucu, bir bilgisayar modeli oluşturulması, zaman içinde bir mikrobik topluluğun nasıl değişeceğinin tahmin edilmesi tıp alanında büyük farklılıklar yaratacağı düşünülüyor. Örneğin: bir diş fırçası düşünün ki sizin dişinizin çürüyeceğinin bilgisini önceden anlayabiliyor, yada derinizden bir parça analiz edilerek ilerde deri iltihabı olup olmayacağınız tahmin edilebiliyor.

Şöyle düşünmek lazım: İnsan, bitkiler, nehirler hepsi kendi başına bir ekosistemdir fakat aynı hayat kurallarına tabiiler. Kendimizi onlardan ayırarak bu benzerlikleri kaçırıyoruz. Mikropların yaşam sınırları yok ve dolayısıyla mikrobiyom çalışmaları tüm kıtaları ilgilendiriyor. Bu bakış açısı insan hastalıklarını da tüm fiziksel çevresiyle birlikte bir bütün olarak değerlendiriyor ki bana en mantıklı gelen bakış açısıdır. Sonuç olarak, ozon, çamaşır suyu gibi maddelerden hiç de hoşlanmayan birisi olarak, mikrobiyom konusunu oldukça benimsedim ve mikroplarla iş-birliği yaptım. Tıp bilişimi alanında olmaktan oldukça mutlu ve gururluyum, böyle evrensel bir konuda çalışacağım için mutluluğum bir kat daha arttı. Umarım hayırlı olur vatana millete.. (yine bir yeni doktora öğrencisi “euraka sendromu” cümleciği kaale almayınız 🙂 )

Şimdi kısa bir araştırma yaptım mikrobiyom ile ilgili. Google Trends’de tüm dünyada “microbiome” sözcüğü için arama trend grafiği aşağıdaki gibi: 2009’larda kıpırdanma başlamış, 2013’lerden itibaren artış hızla devam etmekte. Bölgesel olarak ABD, Avustralya, Kanada, UK, Hindistan ve Almanya ilk sıralarda. İlginç bir şey var ki bölgesel ilgiye şehir bazında baktığımda gördüm ki “Bethesda” şehri açık ara önde. Bu şehir ABD’de Maryland’da, sağlık ve tıp ile ilgili merkezlerin bulunduğu, zengin ve eğitim seviyesinin oldukça yüksek olduğu bir şehirmiş.

Tüm dünyada microbiome kelimesi için arama trendi
Tüm dünyada “microbiome” kelimesi için arama trendi

 

Sadece Türkiye için grafik aşağıdaki gibi ve 2012’den sonra bir kıpırdanma var. Lokasyon olarak  veri yok yeterli arama hacmi bulunmadığı için.

trend1
Türkiyede mikrobiyom kelimesi için arama trendi

 

Dünyada çok yeni, Türkiye’de ise henüz keşfedilmemiş bir alan mikrobiyom.

Mikroplarınızla barışık kalın efendim..

 

Referanslar

https://tr.wikipedia.org/wiki/Bakteri
https://tr.wikipedia.org/wiki/Antonie_van_Leeuwenhoek
https://www.google.com.tr/trends/

 

419 total views, no views today