Hastane Mikrobiyom Projesi

Bu yazıda nelerden bahsediliyor?

  • Bakteriler ile Savaş
  • Hastane Enfeksiyonları
  • Hastanelerdeki Mikrobik Yaşamı Anlamak
  • Yeni Nesil Hastane Tasarımları

Rethinking-Sterile150 yıldır bakteriler öldürülmeye çalışıyor. Fakat bu yolun çıkmaz olduğu artık görüldü. Öyle bakteriler var ki bir tanesi de D.radiodurans, en dayanıklı canlı olarak Guiness rekorlar kitabına bile işlenmiş. Radyasyona karşı bilinen en dayanıklı canlılardan biridir. Her türlü zulümü yapıyorsunuz yine de bana mısın demiyor bu tür. Soğuk, dehidrasyon, vakum ve asit gibi diğer birçok aşırı koşul altında yaşayabiliyor. Dolayısıyla başka çözümler, bakış açılarına ihtiyaç var.

Nozokomiyal enfeksiyonlar yani hastanede görülen enfeksiyonlar dünya ölçeğinde, gelişmiş ülkeler de dahil olmak üzere, önüne geçilmesi oldukça zor olan bir sağlık sorunu.. ABD’de yapılan bir araştırmaya göre bir yılda gerçekleşen hastane enfeksiyonuna bağlı ölüm sayısının ortalama 100 bin. Hastane enfeksiyonları ilk 10 ölüm nedeni içerisinde yer alıyor ve bunun için yıllık 10 milyar dolar ek sağlık harcaması yapılıyor. Türkiye’de tüm sağlık bütçesinin %8.3’lük kısmı hastane enfeksiyonlarına harcanıyor ve bu nedenden ölenlerin oranı %20-28 aralığında.

Hasta bir insan hastaneye girdikten sonra hastalığın dağılma potansiyeli her zaman var. Antibiyotiklerin mucizevi şekilde enfeksiyonlarla her türlü savaşacakları düşünülürken, antibiyotik direnci geliştiren bakterilerin yükselişi bu düşünceyi değiştirdi.
Bugün, antibiyotik-dirençli enfeksiyonları durdurmanın bir yolu yok. Önceden bunun suçlusu zararlı bakterilerin olması, temizlik probleminden ötürü üremesi vb. idi. Şimdiki hipotez şunu diyor:

Enfeksiyon yapan bakterinin ortamda var olması değil, belki de faydalı bakterilerin az olması enfeksiyona sebebiyet veriyor. Yani yanlızca patojene odaklanmak yerine belkide tüm ekosistemin çalışma yapısını anlamaya odaklanmalıyız.

Tıpkı midede veya bağırsaklarda yaşanan durum gibi.. İnsan mikrobiyom projesinde görüldü ki, antibiyotikler midemizdeki mikrobik yapıyı tamamen altüst ediyor. Antibiyotik tedavisinden sonra midedeki kötü bakterilerin yanında iyilerde yanıyor, yok ediliyor. Antibiyotik yerine, probiyotikler ile iyi/faydalı bakteriler mide ortamında çoğaltılarak, mide problemlerinin üstesinden gelmeye çalışılıyor ve bu işe de yarıyor.

Aynı durum hastane için de geçerli olabilir mi? Aslında zararlı bakteriler için kapalı ortamlar bir bekleme odası olabilir ve ne zaman uygun ortam oluşuyor işte o zaman onlar aktif oluyor olabilirler. Devamlı sterilize ortam oluşturma çabası hastane ortamında o uygun ortamı mı yaratıyor acaba? “Hastane Bağışıklık Sistemi” faydalı mikropların artırılması ile enfeksiyonlara karşı sağlıklı bir ortam oluşturabilir mi? İşte bunlar cevabı merak edilen sorular..

Jack Gilberts ve ekibi öncülüğünde başlatılan Hastane Mikrobiyom Projesinin temel amacı, hastanede mikrobik toplulukların nasıl yerleştiğini ve değiştiğini anlayabilmek.

Projede iki yer örneklendi. Birincisi Chicago’da yeni yapılan bir hastanede, diğeri de Almanya’daki bir askeri oda. Resmi açılıştan sonra Chicago’daki hastanesinde hastadan, çalışanlardan, odalardan, sudan ve havalandırmadan günlük olarak toplanan toplam yaklaşık 15,000 örnek alındı. Almanya’daki bir askeri odadan da 16 farklı zamanda 100 örnek toplandı. Temel hedef, hastanedeki enfeksiyonları azaltmayı sağlayacak tavsiyeler geliştirebilmek isteniyor. Cevabı aranan temel sorular şunlar:

  1. Hastane içindeki yüzeylerdeki mikrobik toplulukların yapısı, ortamdaki insan demografisi, sıcaklık, nem gibi fiziksel durum ve yapı materyalleri üzerinden tahmin edilebilir mi?
  2. Bir hasta odasının mikrobiyotası o anda orada yatan hastadan etkilenir mi? Yeni bir hasta geldiğinde odadaki mikrobiyal topluluklar nasıl diğerlerinin yerini alır?
  3. Bakterilerin yüzeylere ve hastalara yerleşimi ortamda var olan bir önceki bakteriyel topluluğun bileşiminden etkilenir mi?
  4. Bakterilerin yüzeylere yerleşme oranı ortamı kullanan kişilerin demografik özelliklerine ve ortamın yapı malzemesine göre değişir mi?

Projenin ilk bulduğu şey sterilize ve hijyenik tanımlarını değiştirecek bir bulgu..

Hijyen veya steril demek mikropsuz demek anlamına mı gelir?

Tamamen pırıl pırıl yepyeni dezenfekte edilmiş henüz halka bile açılmamış olan Chicago’daki hastaneden, ameliyat odasından, hasta yataklarından, bilgisayarlardan, lavabolardan alınan örneklerde bir çok patojenin yaşadığını görülmüş.

Bilim insanları hastane ortamında mikrobik aktarımın nasıl olduğu anlaşılır ise hastanedeki enfeksiyonun da kontrol edilebileceğine inanıyorlar.

Oregon’da bir hastanede yapılan bir araştırmada farklı havalandırma sistemlerinin kapalı ortamlardaki mikrobik içerik üzerinde etkili olduğu görülmüş. Pencereden havalandırılan ve havalandırma mekanizması ile havalandırılan hastane odalarından örnekler alınmış, pencereden havalandırılan odalarda daha fazla çeşit bakteri bulunmuş. Fakat, mekanizma ile havalandırılan odalarda daha az dışarıdan hava karıştığı için, daha az farklı tür, fakat daha fazla insan ile ilişkili bakterilerin olduğu görülmüş.

Bu çalışmalar yakın gelecek yeni nesil hastane tasarımlarını da etkileyeceğe benziyor. Hastane tasarımcıları yapının formu ve kullanılacak materyallerin çeşidi dışında özellikle havalandırma mekanizmasının tasarımı gibi özellikleri de göz önüne alarak, mikrobik ekolojinin dengede olabilmesine yardımcı olacak şekilde tasarlanması düşülebilir.

Dönüp dolaşıp her konu dengeye geliyor.. İşte burada da mikrobik denge söz konusu oldu.

Sizin ve çevrenizin mikrobik ekolojisi dengede olsun efendim..

Referanslar

http://hospitalmicrobiome.com/hospital-microbiome-project/

Manipulating the Unseen Microbial Ecosystem—The Future of Hospitals?

Rethinking Sterile: The Hospital Microbiome

 

417 total views, 2 views today

Beyin mi Bağırsak mi

brainGutMısırlılar, mumyalama işlemlerinde mide, bağırsak, karaciğer gibi birçok organı korumaya alırlardı. Fakat beyin bunların arasında değildi. Mumyalama öncesinde beyni önce ezerler sonra burundan akıtıp dışarı atarlardı. Acaba bir bildikleri mi vardı Mısırlıların??

Bu yazıda nelerden bahsediliyor:

  • İkinci Beyin: Bağırsaklar
  • Mikrobiyom ve Hastalıklar
  • Yenidoğan Mikrobiyom çalışması ve Antibiyotik kullanımı
  • Probiyotikler

Vücudumuzda beyin kadar ağır, kim olduğumuzu belirlemede önemli olabilecek, şimdiye kadar fazla kaale alınmayan, hatta beyine de benzeyen, beyin kadar canlı başka bir organımız var: bağırsaklarımız. İlginç bir şekilde beyinde bulunan hormonların çoğu bağırsaklarda da mevcut, beyindeki nörotransmitter kadar bağırsakta da var.  Ayrıca bağırsaklarımızda ayrı da bir dünya var: mikroplar. Mikrobiyomumuz içimizde bir kalkan gibi bizi korur, yardımcı olur. Örneğin bazı yiyeceklerin sindirimi ile biz başa çıkamayız, mikroplarımız o işleri bizim için halleder, kolestrolün düşük seviyelerde kalmasını sağlar. Kısacası onlar bize biz de onlara muhtacız esasen ve son zamanlarda daha da fazla önemli hale geldi öyle ki ikinci beyin olarak nitelendiriliyor bağırsak mikrobiyomu.

Tıpkı fizikteki Netwon öğretisinden Einstein öğretisine geçişteki kırılım gibi, insan vücudunun algılanması ile ilgili yeni bir kırılım yaşanıyor.

Güzel yaz akşamlarında sivrisineklerin bazı insanları rahatsızlık verdiğini biliriz. Bunun nedeni cildimizdeki mikroplardan kaynaklıdır. Hayvanlar için kanıtlanmış olan ve mikroplarla ilişkili olduğu düşünülen ilginç bir şey de çiftleşme partnerinin seçimi imiş. Bende Rob Knight’ın yalancısıyım. İnsanlar için kanıtlanmamış henüz fakat şu elektrik var mı yok mu meselesi vücudumuzdaki mikroplarla ilişkili çıkarsa hiç şaşırmam.. Esra Erol’un programında bir deney yapılabilir belki :p

Şuanda mikroplar, bağırsak hastalıkları, kalp hastalıkları, kolon kanseri ve hatta obezite gibi hastalıklar ile bile ilişkilendirilmiştir. Kişilerin bağırsaklarındaki mikrop topluluğu incelenerek kişinin obez olup olmadığı %90 doğru tahmin edilebiliyor. Bu kişilerin DNA’sındaki benzerliğe bakılarak yalnız %60 doğru tahmin sağlanabiliyor.

Belki de vücudumuzdaki mikroplar, bazı sağlık durumlarında genomdaki her genden daha fazla önemli.

Obez bir kişiden ve normal bir kişiden alınan mikroplar normal farelere enjekte edilmiş, obez kişiden alınan mikropların enjekte edildiği fareler diğerlerinden daha şişman oldukları gözlenmiş. İlerde, obezite için kilo alma olayından koruyacak mikrobik toplulukları kullanarak bir aşı tasarlanabileceği düşünülüyor. Yine bir çalışmada ishal olan kişilere sağlıklı bireyden alınan mikroplar aktarıldığında hızlıca iyileşme gösteriyorlar.

Mikroplar hastalıkların tedavisinde kullanılabilecek yeni bir keşif.

Bilim dünyasının hedefleri arasında sağlıklı olma durumunun mikrobiyom haritası çıkarılması, bu haritada nerede bulunduğumuz ve nereden nereye nasıl gidilmesi gerektiğini de gösterebilecek bir “Mikrobiyom GPS” aracı oluşturabilmek.

Rob Knight ve ekibi oldukça ilginç bir çalışmaya imza atmışlar. Bir bebeğin mikrobik gelişimini incelemişler 2,5 yıl boyunca her hafta bebeğin dışkısından aldıkları örneklerle. Örneklerin, ilk zamanlarda vajinal ve cilt mikropları içerdiği, 2,5 yıl sonunda yetişkin birey dışkısı ile benzer mikrobik ortam oluşumu gözlemlemişler. Yalnız bebek antibiyotik aldığında mikrobik topluluklarda ani değişimler gözlenmiş.

Bir bebeğin ilk 6 ayında verilen antibiyotiğin, onun yaşamındaki sağlığı üzerinde derin etkiler bırakabilir.

Aşırı antibiyotik kullanımı mikrobiyom topluluklarının birçoğunu kırıp geçiriyor. Tek tük çok arada antibiyotik kullananlar için mikrobiyom çabuk toparlanabiliyor fakat hasta ve zayıf insanlar için öyle olmuyor. Antibiyotiğin yan etkisi olarak, ölümlere neden olan Clostriduim difficile adlı bir bakteri tarafından enfekte olabilirler.

Bu yıkıma çözüm olarak probiyotikler önerilebilir. Probiyotik, faydalı bakterilerdir ve yoğurt kefir de bol bulunur.

Kefir kendini iyi hissetme anlamına gelir ve Orta Asya ve Kafkaslarda yüzyıllardır tüketilen bir süt ürünüdür.

Ayrıca probiyotiklerin depresyon ve anksiyetede faydalı olduğu ortaya çıktı. Beyin ile bağırsak arasındaki etkileşimi yeniden tanımlama adına önemli . Mikropların memeli hayvanların davranışlarına bile etki edebileceği ile ilgili çalışmalar yapılmaya başlanmış.

 

Mikroplarınızla barışık kalın efendim..

Referanslar
http://www.haberturk.com/saglik/haber/687543-midenizde-ikinci-bir-beyin-var
http://www.gapskitap.com/bagirsak-beyin-iliskisi-1.html
http://www.hurriyet.com.tr/antibiyotiklerin-bebekler-uzerindeki-etkileri-24735914

Beyin – Bağırsak Bağlantısı

 

349 total views, no views today